2 Oda 1 Balon

Güney Afrika’da bir “umut yeri”: Ethembeni Yetimhanesi

İşyerinde bir gün bir arkadaşım “seni Afrika’da bi okulu boyarken filan hayal ediyorum” demişti şakayla karışık. Bunu söylemesinin sebebi kapitalist sistemin orta yerinde bu çarkın bir dişlisi olarak çalışmama rağmen kalbimdeki, dilimdeki başka dünya arzularıydı şüphesiz. Ve ben bu konuşmadan birkaç yıl sonra Güney Afrika’da bir yetimhanede biri kucağımda, biri eteğimde, biri omuzlarımda çikolata çocuklarımla oynuyordum.

Tanıştığımız gün

İşimden istifa edip Güney Afrika’ya geldiğimde hem kültürü tanımak, hem sosyalleşmek, hem de en önemlisi faydalı olabilmek için bir şeyler yapmaya kararlıydım. İlk olarak gönüllü hizmet verebileceğim bir yer arayışına girdim. Dünyanın gülmeyi en çok hakeden, en masum varlıkları çocuklara ayrı bir ilgim ve sevgim olduğundan aklımda öncelikle bir yetimhane bulma fikri vardı. Araştırmalarım sonunda Güney Afrika’da gönüllüler ile gönüllü arayışında olan kurumları buluşturmayı amaç edinmiş bir inisiyatife ulaştım ve mobil uygulamalarını indirip kayıt oldum. Uygulamanın yönlendirmesi ile Johannesburg şehir merkezindeki bir yetimhanede gönüllü arayışını görüp başvuruda bulundum ve onay aldım. Birkaç gün sonra Ethembeni Yetimhanesinin kapısından içeri girerken ilk okul günüm, ilk iş günümmüşcesine heyecandan ellerim titriyordu.

“Ethembeni”, Zulu dilinde “umut yeri” anlamına geliyor. Ailesi olmayan veya ailesinin bakacak durumu olmadığı için bırakılmış 0-3 yaş arası çocukların umut yeri burası. Bazıları terkedilmiş halde bir kenarda, çöpte, kapı önünde bulunmuş, bazıları bir dönem istismar edilmiş, bir kısmı HİV pozitif, hepsinin ortak hikayesi ise “kimsesizlik” olan çocuklar. İki katlı, U şeklinde, küçük bir bina. Üst katta 0-1,5 yaş arası bebekler, alt katta ise 1,5-3 yaş arası “toddler” dedikleri yürümeye başlamış olan grup kalıyor. Toplamda sayısı 50-60 arası değişen sayıda çocuk bulunuyor. İlk gün, sorumlu personel kayıt işlemlerimi yaptıktan sonra bana kısaca binadan ve çocuklardan bahsedip ne yapmak istediğimi sordu. Ne iş olursa yapabileceğimi, her konuda yardım etmek istediğimi söyledim. Aslında benim onlara değil, onların bana yardım edeceğini, birkaç dakika sonra hayatımda yaşayabileceğim en güzel karşılamalardan birini yaşayacağımı tabi henüz bilmiyordum.

İşlemler bitip de yalnız kaldığımda bağırış çığırış çocuk seslerinin geldiği kapıya yaklaştım, yavaşça kapıyı açtım. İşte karşımdaydılar; kapının sesini duyan 2-3 karış boyundaki minicik bedenlerden bana çevrilmiş bir sürü meraklı zeytin göz. O bir anlık bakışmadan sonra bir anda 8-9 tanesi hep bir ağızdan “mummy!” diye bağırışarak bana koşmaya başladı, film karesi gibi. Dizlerimin bağı çözülmüş, tüylerim diken diken, yüreğim kanatlanmış vaziyette kollarımı kocaman açıp diz çöktüm. O an yaşadığım duyguyu anlatmam çok zor, şu an bu satırları yazarken bile boğazım düğümleniyor. Birbirimizi çok beklemiş, çok özlemişcesine sımsıkı kucaklaştık. Sonrası; içinde hiç oyuncak olmayan ama adı “oyun salonu” olan bir odada yere oturmuş bir beyaz kadın, etrafında biri elini tutan, biri dizine yatan, biri kucağına oturmaya, biri onu indirip kendisi kucağa sığmaya çalışan, biri saçını okşayan, biri arkadan sarılan, biri bildiği tüm kelimeleri kullanıp bir şeyler anlatmaya çalışan bir sürü çikolata çocuk. Ben o anın günlerce etkisinden kurtulamadım. Beni ilk görüşleriydi, “bana mummy dediler, anneciğim dediler” diye hatırladıkça içim ezildi. Nelere sahip olduğumuzu, neleri dert sandığımızı düşündüm. “Anne”, nasıl güzel bir hitap ve ilk kez gördüğün bir yabancıya “anneciğim” demek nasıl bir hayat?

Yetimhaneye gitme aralıklarımı kendim belirliyorum, beklenti yaratıp üzmeyecek kadar aralıklı, özletmeyecek kadar da sık gitmeye çalışıyorum, tabi artık tanıyorlar. Hitap tüm hemşirelere, bakıcılara ve gönüllülere aynı, “mummy!”. Hala her seslendiklerinde içim titriyor. Birlikte, oyun oynama, yemek yeme gibi onların hem ihtiyaçlarını giderecek, hem sosyalleşmelerini sağlayacak şeyler yapıyoruz. Sabah saatlerinde vardığımda önce bebek katını ziyaret ediyorum. Bebekler aylarına göre odalara ayrılmış durumda. 1 aylıklar bile var, gözümün önünde büyüyorlar. Yeni bir bebek geliyor bazen, ona ayrı bir ilgi göstermem gerekirmiş gibi hissediyorum. Bebeklerin en sevdiğim halleri sabahki mahmur saatleri. Gittiğimde bazıları uyuyor, bazıları yeni yeni uyanmış oluyor. Minicik burunları, minicik elleri, minicik parmakları var. Tenleri bazılarının sütlü çikolata, bazılarının bitter çikolata renginde. Bu grubun hayatlarında pek bir aksiyon yok; hemşireler biberonları hazırlıyor, uyanan mızıklayarak “uyandım” diye haber veriyor, mızıklayana biberonla sütünü veriyoruz, bitirip de altı değişen tekrar uykuya dalıyor, ve döngü başa dönüyor. Bana kalırsa bu grup en sorunsuz ve bakımı en basit grup. Burada biraz vakit geçirdikten sonra sırayla diğer ay gruplarının odalarına giriyorum.

6 ay üstü gruplar algıları açılmış bebekler. Fakat maalesef durum şu ki algılarını geliştirecek, yönlendirecek pek fazla materyalleri yok. Her odada toplasanız 3-4 parça oyuncak var. Bunlar da genelde 1 tane yürüteç, kafası kopmuş bir bebek, ana gövdesi nerede belli olmayan bir tekerlek filan gibi çok da eğitici, öğretici sayılmayacak, solgun, mutsuz, kırık dökük şeylerden ibaret. Her odada 1 ya da 2 bakıcı var, aralarında çocuklarla iletişimi iyi olanlar olsa da büyük çoğunluğu bıkmış, sinirli ve yorgun kadınlar. 24 saat oyun, uyku hepsi aynı odanın içinde, ya beşiğin içinde ya dışında, sürekli aynı bakıcılarla bulundukları için dışarıdan gelen kişiye karşı inanılmaz bir ilgileri var, kesinlikle yabancılık hissetmiyorlar. Sevildiklerini anlıyorlar, tepki veriyorlar, acı olan kısmı; daha fazla sevilmek diğerlerinden sıyrılmak, kendilerini göstermek için birbirleriyle yarışıyorlar. İlgiye, sevgiye o kadar aç ve açıklar ki birine biraz fazla ilgi gösterip kucağıma aldığımda diğeri ne yapsam da beni de alsa diye çıldırıyor. Bu gruptakiler maalesef hep birlikte oyun kurabileceğimiz kadar büyük olmadıkları için hepsiyle aynı anda ilgilenmek mümkün olmuyor. Kucağa alınanı ya da oyuna dahil olabileni görüp kıskanan bir süre sonra hırçınlaşmaya başlıyor, bu grupla oyunlarımız genelde birbirlerine vurmaya ve dolayısıyla hep bir ağızdan ağlamaya başlamalarıyla sonuçlanıyor. Sakinleşmeleri için odadan çıkmam gerekiyor. Öğle saatlerine doğru, yürümeye başlamış olanlar grubuyla ilgilenmek için alt kata iniyorum.

Alt kattaki oyun parkı. Bir salıncakta en fazla kaç kişi sallanabilir onu deniyoruz.

1,5-3 yaş arası grubun bulunduğu alt katta yatakhanelerin dışında küçük bir oyun parkı ve kötü havalar için kapalı bir de salon var. Uyumadıkları tüm zamanı yemek de dahil olmak üzere burada geçiriyorlar. Bu grup artık etkileşime başlamış olan grup olduğu için oyun ve yaşam alanı anlamında biraz daha şanslı yani. Benim yanlarına indiğim saatlerde ara öğünlerini yeme zamanları oluyor. Ara öğün ve sonrasındaki öğle yemeği saati benim için her zaman psikolojik olarak en zor kısım, çünkü evlerimizdeki çocuklarımız kadar şanslı değil bu çocuklar. Çocuğum yok, çocuk bakımı konusunda ahkam kesebilecek konumda da değilim ama günümüz annelerinin çocukları için sebzenin-meyvenin organik olmasına, atıştırmalığın şeker ve katkı maddesi içermemesine, içeriğin protein-karbonhidrat açısından dengeli olmasına, yeterli miktarda yemesine vs vs bir sürü şeye aşırı özen gösteriklerini biliyorum. Yemek saatlerinde mutfağa her girişimde hevesim kursağımda kalıyor, o günün planında meyve, meyveli yoğurt filan görürsem seviniyorum. Ama çoğu zaman yedirmem için elime verilen şey ucuz cips paketleri, topitoplar, şekerler oluyor. Yemekte de genelde püre, üzerinde soslu bir yemek ya da hazır gıda, ekmek arası bir şeyler olacak şekilde dolduruluyor tabaklar. Fakat görseniz çikolata çocuklarım öyle olgunlar ki, tabağını alan yere oturup döke saça kendi kendine yemeğe başlıyor. Beceremeyen de kendisine yedirilmesi için tüm olgunluğuyla sessizce sırasını bekliyor. “Yemeyeceğim” gibi bir şımarıklık, “beğenmedim” gibi bir şikayet zaten asla yok. Hoş, olsa da yapabilecek pek bir şey yok.

Yemek saati

Yürümeye başlamış olan grubun bir kısmı sessiz, henüz konuşamıyor. Bir kısmı ise kısa kısa kelimelerle cümleler kurabiliyor. Birkaç tanesi ise çenebaz, yetimhanenin ağası modunda gelene geçene laf yetiştiriyor; tahmin edersiniz ki bunlar daha çok kız çocukları 🙂 Bir tanesi bir gün kimbilir neye sinirlenmiş kaşlarını çatmış, ben parka girer girmez yanıma gelip “yine neden geldin?!” dedi. Önce bi afalladım; minik, sinirli, sevimli bir surattan azar işitmek üzereyim. “Seni özledim ondan geldim” dedim. İçinin yağları eridi, kaşları yumuşadı, gülümseyerek “tamam” dedi, sarıldım. Tut kolunu ısır 🙂

Öyle minik ki merdiven basamağına oturduğunda ayakları yere değmiyor.

Öğle yemeğinden sonra uyku saatleri. Bunlar sanki çocuk değil, olgunluklarına inanamazsınız. Kucaklayıp yatağına koyuyorsun ve üzerine battaniyesini örtüyorsun, bitti, bu! Bazıları daha yemek yerken uyuklamaya başlıyor, bir bakıyorum tabağın yanında yere kıvrılmış uyuyor. Hasta ve huysuz olup mızıklayan olursa çok nadir özel ilgi gerekiyor, o zaman da yatağında yatarken yanında durulup sırtı, başı okşayarak uyutuluyor. Onlar öyle sessizce rüyalara dalarken, ben düşüncelere dalıyorum.

Kıyafetleri genelde ya aynı tip, ya da aynı kumaşın farklı renklerinden. Bazılarının bedeni daha minik, kollar, paçalar genelde uzun geliyor, kıvrılıyor. Seçme, beğenmeme gibi bir şansları yok tabi. Çocuk bu, düşüyor, kalkıyor, kusuyor, tuvaletini kaçırıyor, kirletiyor; ama sık değiştirme gibi bir imkan tabi ki yok. Bu nedenle genelde kirliler. Bu ülkede çocukların ayaklarına ayakkabı giydirme alışkanlığı zaten pek olmadığından ayakları ise çoğu zaman çıplak, yerler taş, burunları hep akıyor…

Bu şey değil mi ya, Happy Feet filmindeki penguen?

Hepsini ayrı ayrı çok sevsem de birkaç tanesi aşırı sevimli olduğu için onlara ayrı bir sevgi duyuyorum. Bazen yavrularını birbirinden ayırmış anne psikolojisine girip içten içe vicdan azabı hissetmiyor değilim. Bunlardan biri Edmond. Diğerlerinden biraz daha sessiz, çekingen bir çocuk. Onunla ilgilenmeye başladığımda çok mutlu oluyor, oynarken bir an kafamı kaldırdığımda utangaç utangaç bakışlarını, gülüşlerini yakalıyorum, karnımda kelebekler uçuşuyor. Öyle güzel gözleri, öyle güzel bir gülüşü var ki. Bazen hiçbir şey yapmadan dakikalarca kucağımda oturuyor, bu bile ona yetiyor. Bir ara birkaç hafta farklı işlerim nedeniyle yetimhaneye gidememiştim. Haftalar sonra gittiğimde bebek katındaki odasına çıktım, yatağında başka bir bebek vardı, Edmond odada değildi. Yüreğim ağzıma geldi. Çocukların büyük çoğunluğu ciddi hastalıklarla boğuştuğu için bazen atlatamayıp melek olup göçenler oluyor. Onların isimleri, doğum ve ölüm tarihleriyle birlikte koridordaki duvarda asılı duran bir bebek battaniyesinin üzerine işleniyor, hayatımda gördüğüm en hüzünlü şey. Edmond’u odada göremeyince adını orada görme fikri o an yüreğimi sıkıştırdı. Bakıcıya korkarak sordum, “Edmond nerede?”. “Edmond yürümeye başladı, toddler katına indirdik” dedi. Korktuğum olmamış, benim minik Edmond’um yürümeye başlamış, bu nasıl güzel bir haber! Koridorda asılı duran battaniyenin önünden hızla geçip alt kata indim, yine o utangaç gülüşünü görmeye. Bir başka gün yine yanına gittiğimde bana göstermek için ellerini uzatacak, çikolata rengi minicik ellerine dokunduğumda ellerinin çatlamış olduğunu görüp gözyaşlarına boğulacaktım. 1,5 yaşındaki bebeğin elleri çatlar mı diye hatırladıkça gözyaşlarımı tutamayacak, günlerce düşünüp hayatı sorgulayacaktım.

Edmond…

Ethembeni Yetimhanesi bir yardım kuruluşunun himayesi altında, ayrıca dışarıdan bağışları da kabul ediyorlar. Ama daha çok ihtiyacını duydukları şeyin ilgi ve sevgi olduğunu görmemek mümkün değil, eminim dünyanın her yerindeki yuvasız çocuklar için durum böyle. Yetimhanedeki her gün bir başka hikaye konusu, her dakika bir başka hayat dersi. Anlatacak, üzülecek, sevinecek o kadar çok anı birikiyor ki. Onlardan öğreniyorum, sanki ben de onlarla birlikte büyüyorum. Evlat edinilen her çocuk içimde bir umut ışığı yakıyor, öte yandan geride kalanları gözümde daha bir hüzünlü hale getiriyor. Akşam olup da ayrılık vakti geldiğinde onları orada bırakıp çıkarken aklımı, yüreğimi beraberimde götürmek pek kolay olmuyor. Her veda edişimde onlar bana minik elleriyle el sallarken ben her seferinde onları o minik ellerinden tutup alıp eve getirmek, tek tek pamuklara sarıp sonsuza dek korumak istiyorum çaresizce.

Ben gidiyorum, o kalıyor…

16 üzerine düşünceler “Güney Afrika’da bir “umut yeri”: Ethembeni Yetimhanesi

    1. 2oda1balon Yazının Yazarı

      Bir şeyler yapmak istemeniz bile çok anlamlı, çok teşekkür ederim. Türkiye’ye çok uzak olduğumuz için oradan buraya yardım ulaştırmak çok kolay olmuyor maalesef, en çok ihtiyaç duyulan şey ise sevgi. Siz oradaki kuzulara sarılırsanız burdaki kardeşleri hisseder.

  1. Zehra

    Okuyunca nefesim kesildi oğlumun odasına koşup oğlum seninle üç aylığına Afrika’ya gidip İngilizceni geliştirelim mi diye sordum anne Avrupa’ya gitmek varken niye dedi;Avrupa nın canı cehenneme Afrika onların sayesinde bu durumda ,tabbiki diyemedim bavullara oyuncaklar ve bulabileceğim kadar parayla gelip Kuran’da ki insanlar için ne yaptın sorusuna enaz Rabbim çocuklara elimden geldiğince karınca kararınca bişeyler yapıp huzuruna geldim diyebilirim diye hayal ettim 😔😔😔😔😔😔😔😔😔

    1. 2oda1balon Yazının Yazarı

      Buyrun gelin, ben de çocuklarım da çoook seviniriz. Kapım açık, burada eviniz de var. Dil okulunuzu da ben bulurum, burda en güzelleri var 🙂

  2. serap

    ne yazık ki afrikanın her yeri yetimhane.o kadar güzel dile getirmissin ki.insanların kaç yaşında olursa olsun hayatına dokunabilmek çok güzel.inşallah bir gün afrikada bir yetimhaneye vesile olmayı çok isterim.gönül isterki kara kıtada ki siyah incilere bol su kuyuları yetmhaneler bir tas yemekler oyuncaklar neşeli yürekler diye dua bombardımani yapalım.niyet ettik inşallah oraya yanan yürekler olalım.

    1. 2oda1balon Yazının Yazarı

      Güzel sözleriniz, dualarınız, desteğiniz için çok teşekkür ederim. Üşümeyen, aç kalmayan çocukların oolduğu bir dünya yaratmak umuduyla…

  3. Gamze

    Icim vicanim titreyerek bir nefeste okudum😔😔 bu dünyada once Allahim sonra biz cocuklarin yardimcisi olmaliyiz.. onlar muhtac ve sevgiyi en cok hakeden varliklar… cok ama cok.guzel.olurdu yaninizda olup o cocuklara dokunabilmek…

    1. 2oda1balon Yazının Yazarı

      Güzel sözleriniz için çok teşekkür ederim. Kimbilir belki bir gün birlikte sarılırız, ya da siz oradakilere sarılırsınız ben buradakilere, dünyanın bütün çocuklarını ısıtırız, olamaz mı, olabilir 🙂

  4. Esra

    Sizi cok tebrik ederim. Iyi ki varsiniz. Bir cocugun yuregine dokunmak dunyanin en guzel seyi. Keske elimizden fazlasi gelse. Bizlerin yapabilecegi seyler olursa soyleyiniz.

    1. 2oda1balon Yazının Yazarı

      Desteğiniz için çok ama çok teşekkür ederim. Birlikte aynı mutluluğu paylaşmamız bile yeter dünyayı güzelleştirmemize. Çikolata çocuklarımdan kucak dolusu sevgiler…

  5. Hülya

    Merhaba önçelikle sizi tebrik ediyorum böyle güzel yüreğe sahip olup bizim yapamadıklarımızı yaptığınız için.
    Bende elimden gelen herşeyi yapmaya hazırım. Kesinlikle ziyaret etmek isterim . Size özel nasil ulaşabilirim ?

    1. 2oda1balon Yazının Yazarı

      Merhaba Hülya Hanım, ziyaretinize çok memnun oluruz. Ethembeni, Güney Afrika’nın Johannesburg şehrinde. Info@2oda1balon.com adresimden mailinize dönüş yaptım. 2oda1balon instagram hesabımdan dm üzerinden de direkt görüşebiliriz. Sevgiler.

  6. dilek

    Ne çok şey var söylenecek. “mummy!” her şeyi açıklıyor. Bana herşeyi sorgulatan, kendi yaşamları için tercih şansları olmayan minik bedenler…

    Öyle bir ağlasam
    Öyle bir ağlasam ki çocuklar
    Size hiç gözyaşı kalmasa.

    Öyle bir aç kalsam
    Öyle bir aç kalsam ki çocuklar
    Size hiç açlık kalmasa.

    Öyle bir ölsem
    Öyle bir ölsem ki çocuklar
    Size hiç ölüm kalmasa.

    Aziz NESİN

    1. 2oda1balon Yazının Yazarı

      Değerli yorumunuz için çok teşekkür ederim. Hiç bir çocuğun açlıktan ve sevgisizlikten ağlamadığı bir dünya umuduyla…

  7. Özge özçelik

    Ya lütfennn iletişim bilgilerinizi paylasırmısınız benimle evlat edinmek istiyoruz eşimle lütfennnn ve elimden ne yardım geliyorsa yapmaya hazırımmmm tr de ki başvurumuza bir yıl var lütfen yardımmmm

    1. 2oda1balon Yazının Yazarı

      Merhaba Özge Hanım,
      Farklı bir ülkeden evlat edinme konusunda uluslararası anlaşmalara bakılıyor ve buradaki kurumun ilettiğine göre Güney Afrika ile Türkiye arasında henüz bir anlaşma yok. Almanya, ABD gibi farklı ülkelerle var. Yani farklı bir ülke vatandaşlığımız yoksa bir Türk olarak Güney Afrika’dan evlat edinmemiz mümkün değil şu an için ne yazık ki. Umarım yakında böyle bir inisiyatif başlatılır iki ülke arasında. Yardım, ziyaret vb konularında dilerseniz 2oda1balon instagram hesabım üzerinden dm’den görüşebiliriz. Sevgiler.

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir